25/11/2008 · Kategori: sağlık
Sağlıklı gelişimin vazgeçilmez bir parçası olan vitaminleri çeşitli besinlerden alabiliriz. Vitaminlerden yararlanabilmek için öğünlerde besin çeşitliliğini sağlamak önemlidir
A Vİtamİnİ: Büyüme ve gelişme, göz sağlığı için önemlidir. En çok yeşil, kırmızı, turuncu yapraklı sebzelerde, süt ve süt ürünlerinde, yumurtada bulunur.

B grubu Vitaminleri: Çok kalabalık bir ailedir. Enerji üretimi, iştah, sinir sistemi ve metabolizma fonksiyonlarının düzgün çalışmasını sağlar. Tahıllar et, süt ve süt ürünleri B grubu vitaminlerden zengindir.
C Vitamini: Hücre hasarının önlenmesi, bağışıklık sistemi, yaraların iyileşmesi için her gün mutlaka besinlerle alınmalıdır. Sebze ve meyveler, özellikle çilek, tatlı kırmızı biber ve turunçgiller C vitamininin iyi kaynaklarıdır.
Vitamini: Kemik ve diş sağılığı için gereklidir. En önemli kaynağı güneştir, yağlı balıklarda da bir miktar bulunur.
E Vitamini: Hücre yenilenmesi, üreme hücrelerinin oluşumu,sinir sistemi sağlığının korunmasına yardımcı olan antioksidan özelliğe sahip bir vitamindir. Bitkisel yağlar ve yağlı tohumlar E vitamininin iyi kaynaklarıdır.
K Vitamini: Kanın normal pıhtılaşmasını sağlar. Brokoli ve diğer yeşil yapraklı sebzeler K vitamininden zengindir.
Kalsiyum: Sağlıklı kemik ve diş gelişimi için çok önemli bir mineraldir. D vitamini fosfor, magnezyum gibi vitamin ve minerallerle birlikte çalışır. Süt ürünleri, koyu yeşil yapraklı sebzeler, konserve balık, kuru baklagiller iyi kaynaklardır.
Demİr: Kan hücrelerinin oluşumu için gereklidir. Et ve sakatat, ton balığı, somon, kurutulmuş tahıllar, baklagiller, tam taneli tahıllar, yumurta kuru meyve önemli kaynaklardır.
İyot: Tiroit bezi fonksiyonlarının çalışması için yeteri kadar iyot alınması çok önemlidir. Deniz mahsulleri ve iyotlu tuz bu ihtiyacı giderir. Sadece 1/4 çay kaşığı kadar iyotlu tuz, günlük iyot ihtiyacınızı karşılamak için yeterlidir
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
25/11/2008 · Kategori: sağlık

Fransız bilim adamları, yüksek kalori alımında dahi metabolizmayı yağ yakması için "aldatan" bir ilaç geliştirdi.
Louis Pasteur Üniversitesi’nden bir ekip, araştırmaları çerçevesinde, SRT1720 adı verilen ve kırmızı şarabın özü resveratrolün kimyasal yakını olan ilacın, yaşlanmayla mücadele ettiği sanılan SIRT1 proteinini hedef aldığını gördüler.
Sonuçları Cell Metabolism dergisinde yayımlanan araştırmada, fareler üzerinde denenen ilacın, hayvanları kilo almaktan ve insülin direncinden koruduğu gözlendi.
Fransız bilim adamlarının, daha önce yapılan araştırmaların, resveratrolün SIRT1 vasıtasıyla yüksek kalorili bir diyetin bazı etkilerini yok ettiğini göstermesi üzerine söz konusu proteinle ilgilendikleri belirtildi.
Fareler üzerinde yapılan araştırmanın, insanlar üzerinde de benzer etki yaratması için galonlarca şarap gerektiğini fark eden bilim adamlarının, özellikle SIRT1’i hedefleyen daha güçlü bir ilaç geliştirme konusuna yoğunlaştıkları kaydedildi.
Bilim adamlarının geliştirdikleri SRT1720 ilacının düşük bir dozunun, 10 hafta sonra yüksek kalori alan fareleri kilo almaktan kısmen koruduğu gözlendi.
İlacın, metabolizmayı, normalde yalnızca enerji alım seviyesi düşük olduğunda harekete geçen yağ yakma düzenine geçirdiği, yüksek dozda verilen ilacın kilo alımını tamamen önlediği kaydedildi.
SRT1720’nin yüksek dozda alımında, farelerin kan şekeri toleransı ve insülin duyarlılığın iyileştiği de görüldü.
İlacın verildiği farelerde herhangi bir yan etkinin saptanmadığı, ancak insanlarda kullanılmadan önce güvenliğiyle ilgili daha fazla çalışma yapılması gerektiği bildirildi.
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
21/11/2008 · Kategori: sağlık
Kandaki şeker miktarı yükseldikçe, yaşlanma hızı da artar. Şeker, beyaz un, makarna, patates gibi kan şekerinin hızlı yükselmesine neden olan basit karbonhidratlar yaşlanma sürecini hızlandırıyor. Vücudumuzun her bir hücresini yeterli derecede besleyebilmek için günlük alınması gereken elli kadar besin öğesi bulunmaktadır. Özellikle A, C ve E gibi antioksidan vitaminleri ile folik asit Deri elastikiyetini kaybeder Özellikle şeker ve şekere dönüşümü daha kolay olan besinler cilt yaşlanmasını sağlayan en büyük düşmanlardır. Kandaki şeker miktarı yükseldikçe, yaşlanma hızı da artar. Yapılan araştırmalara göre, diyabetli kişiler, kan şekeri normal düzeyde olanlardan çok daha erken ve çabuk yaşlanıyorlar. Şeker, vücuttaki insülin miktarını artırmakta bu da yağların depolanmasını hızlandırmaktadır. Uzun yıllar karbonhidratlı ve şekerli besinleri tüketen kişilerde kolajen denilen ve derinin elastikiyetini ve de gerginliğini sağlayan maddeler olumsuz yönde etkilenir. Deri elastikiyetini kaybeder, şeker moleküllerinin kolajene bağlandığı bölgelerde kırışıklar meydana gelir. Kan şekeri yükselince, vücutta serbest radikallerin sayısı artar. Serbest radikaller vücut hücrelerinde ve dokularda hasara neden olurlar. Aynı zamanda yaşla birlikte de vücudumuzdaki serbest radikal miktarında artış yaşanır. Beslenmenin yaşlanmaya karşı en güçlü silah olduğunu unutmayıp, bize sunulan birbirinden besleyici ve lezzetli besinlerden hiç vakit kaybet-meden tüketmeye başlamalıyız... Cildinize besinlerle gençlik aşılamak istiyorsanız aşağıdaki tavsiyeler bir göz atın! * Doymuş yağlardan uzak durulmalı (margarin, tereyağı) ve doymamış yağlar (zeytinyağı, kanola, soya, mısırözü) tercih edilmelidir. * Genç görünmek için yüksek glisemik yüklü karbonhidrat olan sofra şekeri, bal, pekmez, çikolata, mısır, makarna, pilav ve ekmek gibi yiyeceklerden uzak durulmalı onun yerine kan şekerini yavaş yükseltip insülini az uyaran kompleks karbonhidratlar tercih edilmelidir. * Yeşil ve turuncu renkli sebzeler vücudun A vitamini seviyesini yükseltmekte, böylece cilt hücreleri güçlenip, ten daha canlı ve parlak olmaktadır. * Somon, beyaz etli balık, kabuklu deniz ürünleri, tavuk, hindi, ıspanak, kuşkonmaz, lahana, sarımsak, brokoli, karnabahar, rezene, yulaf, tüm baklagiller, arpa, esmer buğday, zeytinyağı, yumurta, az yağlı süt, ceviz, fındık, badem, fıstık gibi sert kabuklular ile kiraz, yeşil elma, kavun, vişne, greyfurt, armut, erik, şeftali, avokado ve portakal gibi meyvelerin kırışık önleyici olduğunu belirtilmektedir. * Soya fasulyesi ve yer elması da içerdiği bitkisel östrojen sayesinde cilde parlaklık vermekte ve cildin gerginliğini sağlamaktadır. * Omega-3, bir diğer ismiyle ‘alfa linolenik asit’ için yağlı balıklar (somon, ton, uskumru), ceviz, badem, soya filizi, kuru fasulye, soya fasulyesi, nohut, keten tohumu ve yeşil yapraklı sebzeler tercih edilmelidir. * Besinlerin hücrelere taşınmasını, atıkların da hücrelerden dışarıya çıkışını sağladığı için her gün mutlaka 8-12 bardak su içmelidir. * Serbest radikallere karşı önemli hücre koruyucu maddeler içerdiği için Yeşil çay tüketimi arttırılmalıdır. * Yeterli uykuyu almak için 7-8 saat uyunmalıdır. * Sigara ve alkolden uzak durulmalıdır.
yönünden zengin, yağ ve tuz açısından dengeli bir diyetin yaşlanma sürecini geriye aldığı bilinmektedir.
Beslenme ve kırışıklık oluşumu arasında inanılmaz bir bağlantı olduğunu savunan Harvardlı profesör ve eczacı Nicholas Perricone’ye göre şeker, beyaz un, makarna, patates gibi kan şekerinin hızlı yükselmesine neden olan basit karbonhidratlar yaşlanma sürecini de hızlandırmaktadır.
* Vücudun iyi kaliteli proteinlere ve doğru yağlara ihtiyacı vardır. Yüksek kaliteli protein tüketmemek, hücrelerin bozulmasına ve vücudun onarma işleminde yetersiz kalmasına yol açtığı için bu nedenle özellikle yüksek kaliteli protein içeren balık/ tavuk/hindi tüketilmelidir. (yağsız kırmızı et yer almıyor önerilerde!)
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
21/11/2008 · Kategori: sağlık
Lösemi tedavisi için geliştirilmiş bir ilacın, MS (multipl skleroz) hastalığının beyinde yol açtığı hasarı onarabileceği bildirildi
kaynak
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
12/11/2008 · Kategori: sağlık

Bebeğinizi Bezden Kurtarmanın 8 Yolu
Her çocuğun kendine ait bir gelişim çizgisi var. Bebeğin bezden kurtulması da çocuğun gelişim sürecine bağlı olarak değişiyor. Anne ve baba olarak size düşen en büyük görev ise; bu dönemde ona karşı anlayışlı ve sabırlı davranmak. Acele davranmadığınız takdirde onu bezden kurtarmanız zor değil. İşte size bebeğinizin bezden kurtulması için 8 altın anahtar...
1 Baskıdan etkilenmeyin!
Anne baba, şu soruyla sık olarak karşılaşıyor: "Çocuğunuzun altını hala bağlıyor musunuz?". Çoğu zaman babaanneler, teyzeler ya da arkadaşlar, "Benim çocuğum daha 1 yaşındayken tuvaletini tek başına yapabiliyordu", diyerek genç annelere fark etmeden baskı yapar. Oysa ki bu baskılardan etkilenen annenin, çocuğa yapacağı zorlamalar olumsuz sonuçlar doğuruyor. Zamanından önce tuvalet eğitimine başlayan çocuk bu alışkanlığı daha zor kazanıyor.
2 Doğru zamanı bekleyin
Tuvalet eğitiminin ne zaman başlanacağına dair bir kural yok. Doğru zamanlama, çocuğun hem fiziksel, hem de psikolojik olarak hazır olmasına bağlı. 12. aya kadar hiçbir çocuk mesane ve bağırsaklarını istemli olarak kontrol edemez. 12. - 18. aylarda ise çok azı kontrol edebilir. Birçok çocuk 18. - 24. aylarda tuvalet eğitimi için hazır olabilir. Bazı çocuklar ise 30. aya kadar eğitilemez. Araştırmalar, annesi tarafından sıklıkla ve zorla oturağa oturtulan, gece tuvaletini yapması için uyandırılan çocukların ortalama 28 aylıkken bezi bıraktıklarını gösteriyor.
3 Çocuğunuzu gözlemleyin
Çocuğunuzun tuvalet eğitimi için hazır olup olmadığını anlamanız mümkün. İşte bazı kriterler:
• Altı gündüzleri 2 saatten daha uzun süre ve uyandığında kuru kalıyorsa.
• Bağırsak hareketleri düzenli ve günün belirli saatlerinde gerçekleşiyorsa.
• Yüz ifadesi, hareketleri ya da konuşmasıyla, tuvaletinin geldiğini hemen belli ediyorsa.
• Basit emirleri yerine getirebiliyorsa.
• Kirli bezden rahatsız olup, altının değiştirilmesini istiyorsa.
• Oturak ya da tuvaleti kullanma isteği içindeyse.
• Külot giymeyi istiyorsa.
• Sizin ya da eşinizin ve büyük kardeşlerinin peşi sıra tuvalete giderek, orada ne yaptığınızla ilgileniyorsa tuvalet eğitimine hazır demektir.
4 Sabırlı olun
Çocuğun oturağı kullanabilmesi, bağırsaklarını istemli kullandığı anlamına gelmiyor. Zaten çocuk belli bir yaşa gelmeden oturak ve bez ayrımı yapamıyor. Unutmayın ki, çocukların, bezden kurtulabilmek için ilgi, sevgi, sabır ve anlayışa ihtiyaçları var.
5 Seçimi çocuğunuz yapsın
Bazı çocuklar tuvalet eğitimine oturakla başlamayı tercih ediyor. Oturağın avantajlarından biri, çocuğun rahatça oturabileceği bir yükseklikte olması ve dolayısıyla düşme tehlikesi taşımaması. Bazı çocuklar da, tıpkı yetişkinler gibi tuvaleti kullanmayı tercih edebilir. Bu durumda klozet üzerine yerleştirilen küçük plastik kapakları kullanabilirsiniz.
6 Çocuğunuzu fazla giydirmeyin
Çocuğun kendi kendine tuvalete gidebilmesi için giysilerinin kolay çıkarılabilir olması gerekiyor. Bahçıvan pantolonlar, çok düğmeli giysiler ve külotlu çoraplar onun tek başına soyunmasını güçleştireceğinden, altına kaçırmasına neden oluyor.
7 Onu anlamaya çalışın
Fiziksel özelliklerin yanı sıra çocuğunuzun psikolojik olarak da eğitime hazır olması şart. Çocuğunuz, tuvaleteğitimini kendisi istemeli ve buna uyum göstermeli. Korkar ya da itiraz ederse, tuvalet eğitimi bir süre erteleyin. Ayrıca evdeki stres de tuvalet eğitimini olumsuz etkiliyor. Aşağıdaki durumlarda, tuvalet eğitimini belli bir süre geciktirin.
8 Belli bir düzen kurun
Çocuğun tuvaletini yapabilmesi için belli saatler ayarlayın. Örneğin, evden ayrılmadan ya da öğle uykusundan önce tuvaletini yapması konusunda onu alıştırın. Kısa bir süre sonra çocuğunuz hatırlatmanıza gerek kalmadan tuvalet alışkanlığını kazanacak. Ayrıca tuvaletini yapacağı ortamın sessiz olmasına özen gösterin.
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
12/11/2008 · Kategori: sağlık
Kalp krizi geçirdikten sonra hayatınızda nasıl değişiklikler yapmanız gerektiğini biliyor musunuz?
Krizi Geçiren Kişi Ne Hisseder?
Kalp krizi geçiren bireyin olay sonrası korkması doğaldır. Çünkü olay, hayatını tehdit etmiştir. Doktorunun tüm tavsiyelerine uygun davransa bile hala endişelidir.
Kalp krizi sonrası bireyler, genellikle çok kötü hislere sahip olur. Bu hislerin gelişmesini anlamak kolaydır. En doğrusu bu hisleri içimize atmayarak, başkalarına anlatmaktır. Zamanla bu kötü hisler kaybolur gider.
Kalp krizi geçirdikten sonra kalbimizin her geçen gün iyileştiğini unutmamalıyız. Geçen her gün, sizi daha güçlü ve daha hareketli yapmaktadır. Kalp krizi geçiren tek kişi siz değilsiniz, bunu hatırlayın. Kalp krizi geçiren pek çok kişinin tüm dünyada yoğun bir şekilde işlerine devam ettiklerini unutmayın.
Aile Fertleri Neler Hisseder?
Büyük bir olasılıkla kalp kriziniz, aileniz üzerinde büyük bir duygusal etki yaratmıştır. Siz koroner bakım birimindeyken, mutlaka çok korkmuşlardır. Hala büyük endişe içinde olmaları da normaldir. Ancak kimi zaman öyle görünse de, aile fertleriniz bu durumdan sizi sorumlu tutmazlar.
Öte yandan, aile fertlerinin kendilerini suçlu hissetmeleri de, sık görülen bir durumdur. Herhangi bir şey yaparak, kalp krizi geçirmenize bir şekilde neden olduklarını düşünebilirler. Özellikle de genç kızlar ve delikanlılar böyle hisseder. Onlarla duyguları üzerine konuşun ve kalp krizlerinin, aniden patlak vermelerine rağmen uzun yıllar boyunca gelişen koşullar nedeniyle meydana geldiğine onları ikna edin.
Kalp krizi sonrası sigaradan uzak durulmalı, düzenli egzersiz yapılmalı, dengeli ve sağlıklı beslenilmelidir.
Kalp Krizi Sonrası Yaşamınızdaki Değişiklikler
• Sigara içiyorsanız, bırakmalısınız.
• Düzenli egzersiz yapmalısınız.
• Tansiyonunuzu düzenli olarak kontrol ettirmelisiniz.
• Sağlıklı, az yağlı ve kilo yapmayan gıdaları, ihtiyacınız kadar tüketmelisiniz.
• İlaçlarınızı düzenli kullanmalısınız.
Kalp Krizi Sonrası İş Hayatı
Çoğu birey, bir ay içinde eski işine dönmektedir. Bu süreç, kalbin gördüğü hasarın yaygınlığına bağlıdır. Bazı kişiler, kalp krizi sonrası daha az yorucu işlere geçmeyi isteyebilirler. Daha az yorucu işlere geçmeye kesin gereksinim olup olmadığının belirlenmesi için, kardiyak rehabilitasyon ünitelerinin değerlendirmesine ihtiyaç duyulabilir.
Ne Tür Egzersizler Yapılmalı?
Kalp krizinden sonra iyileşme sürecinde olanlar, herhangi bir sorunla karşılaşmadan yürüyüş yapabilir, golf oynayabilir, balık tutabilir, yüzebilir ve benzer aktivitelerde bulunabilirler. Egzersiz yapmak kalp hastalarının çoğunluğuna tavsiye edilir. Yine de sizin için doğru olan egzersiz miktarını doktorunuzla görüşmeden, egzersiz yapmanız doğru değildir. Doktorunuz çeşitli spor aletlerinde, özel egzersizler yaptırarak sizin için doğru olan egzersiz miktarını tayin eder.
Yağsız Rejim Nedir ve Niçin Tavsiye Edilir?
Yağsız bir rejim; yağdan, özellikle de et, çok yağlı süt ürünleri ve doymuş yağlardan aldığınız kalorileri azaltmanıza yardımcı olacak bir yemek planıdır.
Aynı zamanda yumurta sarısı, sakatat ve öteki hayvani gıdalardan aldığınız kolesterolü de düşürecektir.
Yağsız diyetin amacı, kanınızdaki kolesterolü ve diğer yağlı maddeleri azaltmak ve böylece kalp krizi riskinizi düşürmektir. Yemek kaşığı başına iki gramdan daha az yağla yapılmış poli doymamış ve mono doymamış yağ ve margarinler, tereyağı ve sertleştirilmiş margarinlerin yerine kullanılmalıdır. Bunun nedeni, doymamış yağların kandaki kolesterol düzeyini azaltmaya eğilimi olmasıdır.
Tekrar Kriz Geçirme Olasılığı
Elbette hiç kimse bir kriz daha geçirip geçirmeyeceğinizi önceden bilemez. Ancak doktorunuzun kilo, diyet, ilaç, egzersiz ve dinlenme ile ilgili tavsiyelerine uyarsanız; daha rahat yaşarsınız ve ilerideki krizlerden korunma şansınız artar.
Koroner hastalıklar üzerine yapılan araştırmalar, her geçen gün kalp kriziyle ilgili yeni bulguları ortaya çıkarıyor. Koroner hastaların bugünkü durumu, yalnızca birkaç yıl öncesine oranla bile daha iyidir ve bu durum daha da iyileşecektir. Yani, umutlu olmak için pek çok neden var.JJJ
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
10/11/2008 · Kategori: sağlık
Boğaz ağrısına sert şekerlerin iyi gelebileceği bildirildi.
Fransız "Prescrire" tıp dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, sert şekerleri emerken tükürük bezleri harekete geçiyor, dolayısıyla yutkunma artıyor, şekerlerin yanındaysa sıcak içecekler içmek boğaz ağrısını gidermekte yeterli bir yöntem.
Larenjit, farenjit, anjin gibi sık sık rastlanan boğazla ilgili hastalıkların birkaç gün içinde kendi kendine geçtiğini ve ilaçlarla tedavi edilmesine gerek olmadığını belirten araştırmacılar, vakaların yüzde 90’ının virüse bağlı boğaz iltihabı olduğunu, bunun da antibiyotikler, kortizonlu veya iltihap önleyici ilaçları kullanmayı gerektirmediğine dikkati çekti.
1150 kişi üzerinde yapılan 4 araştırmanın sonuçlarına göre bilim adamları, pastiller, şuruplar ya da antimikrop, antiseptik içeren ilaçların, şeker, bal ya da sıcak içeceklerle kıyaslandığında elle tutulur yararı bulunmadığını vurguladı.
Araştırmaya katılanlardan rastgele seçilen bir grup, 2-3 gün boyunca ambroksol içeren pastilden günde en fazla 6 tane olmak üzere aldı, diğer grubaysa placebo (sahte ilaç) verildi. Araştırmaların sonunda, placebo pastillerin etkisi 2 yetişkin hastadan birinde "iyi" ya da "çok iyi" olarak değerlendirildi. Bununla beraber 12 yaşın üzerindeki gençlerde ambroksol içeren pastil ve placebo pastilin etkisi arasında fark görülmedi.
Araştırmacılar, boğaz ağrısının sadece birkaç gün sürdüğünü, sıcak içeceklerin virüslerin çoğalmasını sınırlandırdığını şekerlerinse tükürük bezlerini harekete geçirdiğini belirterek önerilerde bulundu:
"Boğazınızın iki tarafı ağrıyorsa sert şekerlerden emin. Normalde belirtiler 4-5 güne kadar geçecektir. Bu süre zarfında doktorunuza telefonla durumunuz hakkında bilgi verebilirsiniz. Vakaların yüzde 10’unda iltihap bakteri kökenlidir ve antibiyotikle tedavi edilmesi gerekir. Eğer belirtileriniz aynı şekilde 5 günden uzun sürüyorsa ya da kulak ağrısı gibi yeni bir gelişme söz konusuysa doktora gidin."
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
« Önceki :: Sonraki »

